Bulunduğu kategori:

Devre Sonu ve Altın Çağ

Devre Sonu ve Altın Çağ


Devre Sonu ve Altın Çağ

Devre Sonu

Dünyayı bir okul olarak düşünürsek, belirli dönemlerde okul açılıp kapanmaktadır. İçinde yaşamakta olduğumuz dünya okulunun bir devresi daha bitmek üzeredir. Devre bitiminden önce, son bir kez daha insanlara, okulu başarıyla tamamlamak için hak verilecektir. İşte bu döneme Altın Çağ ya da Din Günü denmektedir. Diğer bir deyişle Dünya Okulu için bir eğitim programı mevcuttur. Ve bu programın uygulandığı sınıflar, sene ve devreler de mevcuttur. Bu Dünya Okulu ve kadrosu içerisinde mevcut olan düzende, her sene sınıfını geçen bir öğrenci mevcut olduğu gibi, her sene iki sınıf geçen öğrenci de mevcuttur. Devre Sonunda, okuldan mezun olanlar ile olamayanlar belirlenecektir. Her devre sonunda, eğitimin yarısını öğrenen öğrenci mevcut olduğu gibi, dörtte birini öğrenen öğrenci de mevcuttur. Yani, sınıfta kalan çoçuğun bilgi derecesi ile, gene sınıfta kalan diğer bir çoçuğun bilgi derecesi arasında da fark vardır. Ancak sınıfı geçemeyip kalanlar, bir sonraki devrenin talebesi olmaktadır. Bir önceki Dünya Devrinin kapanışı ( Atlantis ve Mu Kıtalarının bulunduğu devre) ile ilgili bilgilere  (Bedri Ruhselman 1950, İlahi Nizam ve Kainat, sayfa  252-262 ) ulaşılabilir.

Altın Çağ yani Din günü

Bizim dünyamız ve Güneş Sistemimizin kardeş planetleri, Güneşin çevresinde nasıl dönüyorlarsa, Güneşimiz de kendisine eşlik eden planetlerle birlikte çok daha büyük bir yörünge üzerinde, Büyük Merkezi Güneş’in çevresinde yol almaktadır. Bu yörünge eliptik olduğu için, Büyük Merkezi Güneş’ten gelen ışınların yoğunluğu, dönüşümüzün akışı içerisinde bizim o’na yaklaşmamıza veya uzaklaşmamıza bağlı olarak değişir. Dünyamız, Büyük Merkezi Güneşin ışınlarını (yörüngesini sıra dışı olarak değiştirmesi nedeniyle) daha yakından almaya ve ondan gelen ışınların etkisi altına girmeye başlamıştır (Bedri Ruhselman 1950, İlahi Nizam ve Kainat, (sayfa 295-306)). Zaman, mekân ve gerek koordinatlarının kesişim gününde ise apansız ve birden tüm yeryüzünü kucaklayıp, ışığıyla sarıp sarmalayacak olan Altın Çağ dönemi yani Din Günü, yüksek kozmik birçok olayın tüm insanlığın önünde oluşturulmasıyla başlamış olacaktır. Büyük merkezi Güneşin güçlü altın ışınlarından dolayı bu çağ,  Altın  Çağ olarak da tanımlanmaktadır.

ALTIN ÇAĞ yani DİN GÜNÜnde ortaya çıkan tesir sahası, bütün insanları pozitif bir elemeye ve seçmeye tabi tutan bir gündür. İçine girilmiş olan son devre dilimi, genel karekteri ile, bir ayıklanma dönemidir. Bu dönemde bütün insanlığın şuur değişimi yaşaması söz konusudur. Eğer birey kendi kişiliğini yeterince temizleyebilmiş ve şuurlanabilmiş ise, muhakkak ki kendisine verilecek olan ilahi  bilgileri alacak ve üstün bir hayatın şuurlu varlığı olmayı hak edecektir. Kendi realitenizi değiştirip daha üst realiteye çıkmanın  şartları,  Kuran’ı Kerim, İncil, Zebur, Tevrat, İlahi Nizam ve Kainat, Sadıklar Planı dahilindedir. Başka hiçbir şekilde bilgiye ihtiyacınız yoktur (Sirius Misyonu 1974, Sayfa 21-22; Sadıklar Planı ,Celse 96: 13.01.1967). 

Altın Çağ yani Din Günü, bütün insanları kapsayıcı olmak üzere, insanların daha üst bir realiteye (bir üst şuura) tırmanabilmelerini sağlamak amacıyla, ilahi bilgilerin verildiği gündür. Öyle bir zaman, öyle bir aydınlanma hali ki; bireyin, kendi şuurunun o devre içerisindeki en büyük bütünlüğe ulaşması halidir. Bireyin ezelden beri dünyada kazanmış olduğu karma borçlarını ödenmesidir. Bir çeşit, okuldan mezun olma, denebilir. Ancak Her devrenin (siklusun) sonunda, kadro olduğu gibi sınıfı geçemez. Bu durumda, sınıfı geçemeyip kalanların, gelecekteki devrenin talebesi olması söz konusudur.

Din günlerinde, insan idrakinin, tamamıyle özüne varamadığı değişik tesir ve bilgilerin içerisinde kalması söz konusudur. Din günlerinde bireyin şuur imkanları, karşılaştığı hazinenin kıymetini bir anda keşfedecek yetenekte değildir. Bu durumda ıstırap yaşaması gerekir, ki ıstırap demek, pişmanlık demektir. Pişmanlık ise, daha önce hata ile kapatılmış bir yaşam (ruhsal) deneyimin, tekrarını istemek ve onda muhakkak başarı kazanmayı arzu etmektir. Bir masanın yüzeyini bir devre kabul edin, yürümüşüz ve bu devrenin artık ucuna gelmişiz. O uç, başka bir esasın başlangıç noktasıdır. Orada açık bir şuurla, bilinçli hareket edilmediği zaman, tekrar masanın başlangıç noktasına, yani devrenin başına dönmek ya da beklemek gerekir.

Önümüzdeki dönemde bütün insanlardan beklenen, sadece temiz bir kişilik ve şuurda olunmasıdır. Böylece insan elde ettiği bilgisiyle, idrakiyle, iç gözlemiyle, sabrıyla (tefekkür) ve imanıyla hazır olmalı ki, din gününde verilecek bilgileri alabilip, bir sıçrama ile bu devreyi kapatılabilsin, Dünya Okulundan mezun olabilsin. Her din günü, dünya insanının, dünya üstü insan olması için, kendisine açılan bir rahmet kapısıdır. Devre bitişleri, birer kuyruklu yıldız gibidir, gelir, tutunabilenleri alıp götürür, tutunamayanlar yani geride kalanlar , o yıldızın bir sonraki devrini beklemek zorundadırlar.

şu an yaşadığımız bu demir çağı, ilahi yasalara uyum sağlamayı öğrenmek amacıyla geçirmek zorunda olduğumuz, zorlu ve amansız bir uyumsuzluk dönemidir. Bu çağa özgü bilgilerin öğrenilmesi için verilen süre dolmaktadır. Altın çağa girerken, demir çağının ağırlıklarını üzerimizden atma zamanı gelmiş, hatta geçmektedir. 

Her insanın, bu zamana kadar geçirdiği hayat deneyimlerinin sonucunda oluşturduğu kişiliği, başka insanlara göre, bazı açılardan mükemmel iken, bazı açılardan gerilikleri, eksiklikleri olabilir. Kimse kimseden daha üstün ya da aşağı değildir. Insanların birbirlerine göre üstünlükleri veya eksiklikleri, kişiliklerindeki gelişim farklılıklarından kaynaklanmaktadır. Her varlık, bir üstün (Yaradanın, Tanrının) astıdır.

Altın çağ, insanların kendi kişiliklerini her şekilde sergiledikleri, buna yönelik son sınavların yapıldığı, pozitif ayıklanma dönemidir.  Altın çağ bilgi ve bilgeliğine yakışır biçimde Onu karşılamak için insanlar, kendi kişiliklerini, kendi Yüksek Benliklerinden gelecek yardım ile temizlemelidirler. 

Altın çağ insanı, Kendinden önce başkalarını düşünen, çıkar duyguları körelmiş, ard düşüncesi olmayan, maddi düşkünlüğünü yok etmiş,  hoşgörülü, dürüst, erdem ve ahlak sahibi, kişiliğini yardımlaşma ve dostluk üzerine yeni baştan düzenlemiş, doğruluk ve hakikatin savunucusu olmak gibi, yazmakla bitmez özelliklere sahiptir. Kısacası, kişiliğini temizlemiş, idrakli, tolerans sahibi, hükmün tamamen yukarıdan/ Yaradandan/Tanrıdan geldiğini bütün sadakatiyle ve imanıyla bilen ve uygulayan demektir.

Neden insan kendi kişiliğini temizlemelidir?

Her şeyin insandan çıkıp, insana döndüğü bu toplumsal yapıda, toplumsal ilişkilerin iyileştirilmesi ve adil olarak düzenlenmesi, gene o toplumdaki insanların kişiliklerinin olgunluklarıyla orantılıdır. Insanlar arasındaki çatışmalar, sürtüşmeler, çekişmeler, bencilce tutum ve davranışlar, insanların kişiliklerindeki gerilikten, karanlıktan ve bilgisizlikten  kaynaklanmaktadır. Kişiliklerinde bu gerilikleri barındıran insanlar, güzel bir toplumsal düzen ve birlik içine girseler bile, buldukları her imkan ve fırsatta bozguncu tavırlarını ortaya koymaktan geri durmazlar. Onlar bozacaktır, kıracaktır ve karşı tarafa, her kim olursa olsun, zarar verecektir.  Insanın ortak ve en amansız düşmanı, gene insanın kendi içindedir. 

Insanlar, yaradan tarafından verilmiş olan hür iradenin kullanımını, sevgisizliğin ve anlayışsızlığın kurbanı olarak, bilgisizlik ve idraksizlikten dolayı, kötüye kullanabilirler. Insan, kendi kişiliğindeki hastalığı kendi bulup iyileştirmek, kişiliğini temizleyip olgunlaştırmak zorundadır. Yani insanın kendisi, bizzat kendisinin öğretmeni, rehberi ve iyileştiricisi olmalıdır. 

Kendimize nasıl yardım edebiliriz?

Düşünme ve Anlama

Bir insan, belirli süre içindeki hayatında, çok çeşitli roller ve duygu durumları içinde bulunur. Içinde bulunulan duygu durumlarına bağlı olarak sergilediğimiz davranışlarda, zaman zaman kişiliğimizdeki gerilikten (kıskançlık, bencillik, öfke vs. halleri içinde), zaman  zaman da kişiliğimizdeki gelişmişlikten (sevgi, alçak gönüllülük, sabır, ego kontrolü vs halleri içinde) yararlanırız. Böylece, kişiliğimizdeki gerilik ile gelişmişlik arasında mekik dokuyarak, ruhsal bilgimizi geliştirme fırsatı buluruz. Bu duygulardaki gidiş gelişler, insanın içinde bulunan saf bilginin çeşitli açılardan gözlenmesini sağlamak amacıyladır. Karşımıza çıkmış olan bütün olaylar, bize durumunuzu müjdelemek içindir, yani bize sunulan Ruhsal Bilgiyi, sergilediğimiz davranışlarımızla çeşitli açılardan gözlemlemiz içindir. Ve aynı şekilde, bununla mücadelenizi sağlamak içindir. Bu bir içe bakıştır, iç faaliyettir ve mümkün olduğunca iç faaliyet, dışa yansır, yani davranışa yansır.

Insan, vicdanı, düşünceleri, davranışları doğrultusunda imtihanlara maruz kalır. 

Bizler günlük hayatımızda, bize sunulan Ruhsal Bilgilerin bir takım ufak tatbikatlarını yapıyoruz. Fakat bu bilgilerin tatbik ediliş şeklinin hangi esaslar altında olduğunu bilmiyoruz. Bilgi sahibi olmak, bilgi tatbikatı yapmak, akıl, mantık ve sezgilerle hareket etmek, idrak etmeye çalışmaktır. Sezgi, yüksek benliğimizden, alt benliğimize yansıyan bilgidir. Bilginin uygulamasında imtihanlar, bilgileri sade ve anlaşılır hale getirip, idrak etmek için yapılır. Genellikle imtihanlar, kişinin idrak edemediği yönlerden gelerek, çeşitli zaman ve mekanlara bölünür. 

Bilgiyi anlamak için onu fiilen uygulamak, ruhsal tecrübesini yapmak gerekir. Bir bilginin uygulaması, kendiliğinden gelir. Uygulamasında kimse rol almaz. Rol, o bilginin (tesir kuşağının, frekansın) kapsamı içine girmektir. Ona sadece uyulur. 

Bir harekete başlamadan önce, içinde bulunulan imkanları, şartları akıl ve mantık çerçevesinde incelemeliyiz. Örneğin birine yardım etmeyi gerekli görüyorsunuz. Bu yardım, bir vicdan sesine uymak mıdır, yoksa, az da olsa egonun bir tatmin arayışı mıdır? Kendinizi, duygularınızı, düşüncelerinizi, niyetinizi sorgulayın. Eğer duygularınız, düşünceleriniz, istekleriniz zayıf ve ego kanalından geliyorsa, açık delil ve düşünceler karşısında yön değiştirecektir. Bu yardım etmenin gereğini , nedenlerini, yardım edilecek kişinin durumunu, yardıma karşı göstereceği tepkiyi, yardımı gerektirip gerektirmediğini, çevrenin durumunu, olanaklarınızı objektif olarak görmeye ve ortaya koymaya çalışmalısınız. Şüphesiz vicdan ve sezgi yoluyla size Gerekli Ruhsal Yardımlar yapılacaktır. Eğer vicdan sesiniz, vicdan sesi olarak karşınızda ise, düşünceleriniz doğrultusunda harekete geçecek ve  siz planladığınız yardımı yapacaksınız.  Bir kaç sıkı kontrol ve eleştiri, sizin harekete geçmenizi engelliyorsa, bir vicdan seviyesinden değil, egonuzun seviyesinden hareket ediyorsunuz demektir. Her şeyden önce doğruluktan kaçmayıp, objektif kalmayı bilmeniz gerekir. İyiliğin, karşı tarafta ne gibi bir etki yapacağını anlamaya çalışınız. Ayrıntılı düşünmek, gözlem ve sentez yaparken, akılsal, mantıksal ve kategorik yapmak önemlidir.

Evrenin en önemli ve kutsal faaliyetlerden biri de, hemcinslerine yardım etmektir.

Bütün fertler, teker teker, düşünceleri ve vicdanları ile hayat sınavı verir. Karşınızda bir olay var, bu olayla karışılaşmış yüzlerce göz mevcut. Her göz, kendine has bir senaryo yazmaktadır. Senaryoyu gözden geçirmeli, daha önceki deneyimlerimizle ve gözlem yoluyla elde ettigimiz bilgilerimizle  kıyaslamalı, düşüncelerimiz ve vicdanımızla, olayı analiz etmeliyiz. Örneğin herhangi bir olayda kendini, kendi yaşadıklarını, duygularını, diğerlerinin tavır ve tutumlarını, olası duygu durumlarını düşünmek; olayın neden öyle geliştiğini, olayda kimin nasıl davrandığını, altında yatan başka niyetin olup olmadığını sorgulamak önemlidir. İçinde bulunduğunuz hal ve duygu durumlarının, bütün detaylarına kadar, idrakine varın. Başka nasıl olabilirdi, doğru olan tavır, tutum ve davranış neydi? Düşüncelerimizi dürüstçe  geliştirebilirsek, doğru davranışı sergileyebiliriz. Bunu analiz ederken,  fikir almak için, bize verilen kılavuz kitaplardan (başta Kur`an olmak üzere, büyük Dinlerin kitapları, Ilahi Nizam ve Kainat, Sadıklar Planı) da yararlanabiliriz.  

Gözlem yapabilmek, ruhsal bir yardımdır

Gözlem yapmak, ufkumuzu genişletir, olayları, durumları, duygu hallerini görme, kavrama, anlama ve algılama yeteneğimizi arttırır. Gözlem, bizim bir sınav içinde olduğumuzu değil, bir yardım içerisinde olduğunuzu gösterir.Zira gözlemde, bir başkasının sınav hali gözlenmektedir. Yaşanan olayın farkında olup, onun ön bilgilerini elde etmemizi sağlar. Kendimiz, olayı şahsen yaşamadığımız halde, şahit olduğumuz olayı, davranışları ve tutumları gözlemleyerek, bir sonuç geliştirmek, başka bir deyişle sınava tabi olmadan bir bilgiyi öğrenmek, aslında Ruhsal bir yardımdır. 

Sevgi ve Vicdani gelişim

Sevgi, herhangi bir şeye karşı duyulan çekimdir. Sevgi denince, onu dar kapsamda değil, daha geniş kapsamda, vicdan gelişimi açısından ele almak gerekir. Vicdan, homojen olmayan bir bilgi topluluğudur. Herkeste vicdan vardır, ancak dozu farklıdır. Bir kısmının vicdani tepkisi, dar bir çerçeve içindedir, örneğin kendisi, sevdiği bir kaç kişi olabilir. Bir kısmınınki bir grup, bir kısmınınki bir millet, bir kısmınınki bütün insanlık olabilir. 

Sevginin, vicdani gelişimde sonsuz yanları ve şekilleri vardır. Özellikle vicdanın alt seviyelerinde, sevginin bencillikle karışmış yanları hakimdir. Bir insan, gerek kendi gözlem ve deneyimleri doğrultusunda, gerek doğrudan doğruya bir sınav yoluyla karşılaştığı olayda; içinde bulunduğu hal ve durumda, mıknatıs gibi, bir manyetik alan meydana getirerek titreşimler, vibrasyonel dalgalar yayar. Sabit fikirde takılı kalmak, kalp kırmak, nefret etmek, kıskançlık, bencillik, gurur, kibir, hırs, zorbalık, kin ve düşmanlık gibi çeşitli seviye ve ağırlıklarda negatif duygular içinde bulunan kişiden, bu doğrultuda ağır titreşimler ve negatif dalgalar yayılır. Bu şekildeki ağırlaşmış negatif duygular, insan üzerinde baskı, sıkıntı, huzursuzluk hissi vererek, bazen de çeşitli hastalıkların ortaya çıkmasına neden olabilir. Karşı taraftaki negatif duyguların dağılmaması, vicdan mekanizmasının otomatik işlemlere yönelmesi halinde ise, insandaki ataleti, vicdani tembelliğini gidirecek şekilde, bazen ıstıraplı, sıkıntılı olaylarla, tabiat olaylarıyla karşılaşılmasına, hatta bazen hastalanmasına bile yol açabilir.

Böylece insanların vicdani davranışlarında, sevgiye yönelmede gösterdikleri çabada azalma, izledikleri yolda sapma, yine insanların bireysel inisiyatiflerini sağlamak şartıyla, önlerine bir takım engeller getirilir. Bu ıstırap verici olaylar, vicdan mekanizmasını harekete geçirme amaçlı, bize karşı yapılan birer  uyarıdır. Bu aşamada artık insan, kendi iradesini, bilgisini, vicdanını kullanmak zorundadır. Bireyin gerekli vicdan seviyesine ulaşabilmesi için, pek çok sınavdan ve ıstıraptan geçmesi gerekir.

Pozitif ve ince dalgalar, negatif dalga yayan tarafa, bilinç ve idrak ile  döndürüldüğünde, negatif dalgaları dağıtabilir. Buradan da anlaşılacağı gibi, negatif duyguları pozitife çeviren, bilinçli akıl yürütmedir. Dozu sağlayan, idraktir. Akıl yürütme soğukkanlılık, dürüstlük gerektirir. İdrak etme ve kavrayış hızı, yavaştır ve bu nedenle sabır gerektirir. Hiç bir şey ani ve atak olmaz, kavramadan önce insan, bir durulma, bir dinlenme aşaması geçirir.

Severken, dilinizle değil, vicdanınızla sevmeliyiz

Sevgi kanalından ise, pozitif duygular, güçlü ama ince titreşimler (frekanslar, dalgalar, vibrasyonlar ) yayılır. Mesela sevgiyle bir insana yardım edilir, hasta bir insana bakım yapılır, ihtiyacı karşılanır, aç kalan bir canlının karnı doyurulur, denize düşen bir canı kurtarmak için fedakarlık yapılır ve bunun sonunda insana bir ferahlık, bir huzur, hatta mutluluk duygusu gelir. Burada bilinçsizce bir yardım ya da bir iyilik yapma durumu söz konusu değildir. Bilinçli olarak idrakle, durumu analiz ederek, ne için iyilik yaptığınızı, kime ve nasıl iyilik yapacağınızı,  sonrasındaki olayların gidişatını, bilinçli olarak izlemek, gözlemlemek, takip ederek kavramak önemlidir.  

 

İdrak sahibi olmak, bir konunun dokulara, hücrelere kadar bilgi sahibi olunması demektir

idrak, tamamen bilgiye uygun hareket etmek demektir. Ne akla, ne mantığa, ne de duyguya. Tamamen bilgiye uygun hareket etmektir. O bilgi ki, ne bizim aklımızla, ne de düşüncemizle ortaya çıkmıştır. İdrak, varlıkta meydana gelen bilgi birikiminin bir sonucu oluşan bir aksiyondur. Her birikim, idrak olarak sonuçlanmaz. Hadise gerçekleştikten sonra, bu olaydan yayılan etkinin, kişi tarafından özümsenmesi amacıyla, kişiye bazen Ruhsal idare mekanizması tarafından yardım yapılabilir. Örneğin kendisi ve olay arasında, gözden kaçmış, idrake çarpmamış olan noktaların, ani bir şuur uyanıklığı ile gösterilebilmesi gibi, sezgi yoluyla gelen bir tesirdir. Bunların içinde rüyalar, karşımıza çıkan olaylar da sayılabilir. Ruhsal idare mekanizması tarafından, üst benliğimiz aracılığı ile bize yapılabilecek maksimum yardım bundan ibarettir.

Bize ağırlık veren negatif duygu ve ağır titreşimden kurtulmanın en iyi yolu, sizde bu negatif duygu uyandıran her durum ve kişiyi gözlemlemek, yukarıda anlatıldığı gibi analiz edip, vicdan mekanizması doğrultusunda, değerlendirip, düşünce ve duygularımıza yön vermektir. Kin mi duyuyorsunuz, kin duymadığınızın uygulamasını yapmalısınız; nefret mi duyuyorsunuz, bunun tersini faaliyetlerinizle sergilemelisiniz. Evrende alanlar ve verenler olmak üzere bir denge vardır. Denge alanlar tarafının artmasıyla, negatif yönde bozulmaktadır. Hayat sınavı, verme üzerine kurulmuştur. Alanlar kısmından, verenler kısmına geçmekle insan, ilahi hak ve liyakatlere sahip olur. Sevgi, vicdanın daima üst unsurlarıyla etkileşime girerek, onun (vicdanın) daima pozitif yönde gelişimine katkıda bulunur.  İnsanlara karşı duyulan erdemli hislerde, onlara iyilik etmek, hizmet etmek, yardım etmek, hoşgörülü olmak gibi kapsamlı sevgi şekilleri ile, artık bencilce duygulardan uzaklaşılır ve vicdan dengesi pozitif yönde gelişir. Bu nedenle sevgi duygusu, evrende yok olmayacak olan, en yüksek duygudur. 

Sonuç olarak, 1) duygularımız ile hakikati birbirinden ayırmayı öğrenmeliyiz, 2) düşünce ve davranışlarımızda tutarlılı olmalıyız ve 3) vicdanlı hareket etmeyi öğrenmeliyiz, bunu bir zorunluluk olarak değil, doğal bir akış olarak yapmalıyız. Böylece belki, altın çağına girme şerefine nail olabiliriz.   

„Dünya beşeriyetinin evrim düzeyi geridir ve bu yüzden beşeriyet kendilerine verilen tüm bilgi ve bilgeliği, bu gerilik ve cehaletiyle daima bozmuştur. Dinler, görkemli bir bilgelik, kardeşlik, dostluk ve erdem vâz etmiş ve onların Yüksek Rehberleri nice kutlu örnekler olarak, beşer kardeşlerine ancak beşerlerin olabilecekleri kadar, örnek teşkil eden ve bu dinsel öğretilerin bilgelik ve bilgeliğine uygun yaşantı ve yaşamlarla esası göstermişlerken, beşeriyet bunlarla değil, kendi geriliklerinin oluşturduğu ilgisiz ve asılsız merasimler, törenler ve yorumlarla konuyu, teori ve pratikte dejenere etmişlerdir.

  • Yol bir iken, bin edilmiştir.
  • Esas belirli iken belirsizleştirilmiştir.
  • Amaç rejenerasyon iken dejenerasyona gidilmiştir.“

Sirius Misyonu, Bildirge, 1979, Bilim Araştırma Merkezi Yayınevi, Kitap No:23, Sayfa:8.

RUHSAL IDARE MEKANIZMASI ile ilgili bilgi icin  

Kaynaklar:

1. Hz. Muhammet, Kur`an; çeviren Prof. Dr. Gazi Özdemir (2020); Sirius Yayıncılık.

2. Sirius Misyonu, Bildirge (1979), Bilim Araştırma Merkezi Yayınevi, Kitap No:23.

3. Bedri Ruh Selman (1959) yeni baski (2017) Ilahi Nizam ve Kainat, MTIAD Yayıncılık.

4. Sadıklar Planı Tebliğleri (1961-1974) Ruhsal Araştırmalar Enstitüsü.

 

28.12.23

Burada Yazılanlar, Sadıklar Planı Tebliğlerinden (1961-1974) derlenmiştir:

Yukarıdan (Yaradan tarafından Ruhsal İdare Mekanizması aracılığı ile) bize (kendi yüksek benliğiniz yoluyla) verilmek istenen bilgiyi (tesiri) anlamak için, uygulama yaparız. İnsan, bütün hayatı ile, kendisine verilmiş olan bilgilerin uygulanmasını yapmaktadır. İnsan demek, bilinen ve bilinmeyen hisleriyle deney yapan demektir. Tesir, bilgi taşır. Her tesirin asıl kaynağı, Ruhsal idare mekanizmasıdır. Her varlık, Ruhsal İdare Mekanizmasından yayılan tesir (bilgi ile) ile deney yapar, verilmek istenen bilgiyi almaya çalışır. Tesir (bilgi) grupları veya konileri, ilahi idare kanunlarının bir araya gelmesinden ibarettir. Duygu, doğrudan doğruya bir tesirdir, vicdan da bir tesirdir. Nefsaniyet de bir tesirdir. Bunlar, bizim kişiliğimizi temizleyip, şuur aydınlığına ulaştırmada, kademe kademe şekil alan vasıtalardır.  Bu hislerin iki kutbu vardır. Birincisi Nefis (egoist , bencil, kendini, kendi çıkarını düşünen) hisler yumağı, diğeri bunun karşısında yer alan akıl, vicdan ile birlikte yer alan bilgi yumağıdır. Yani hisler içerisindeki tecrübeler; kabaca bir tarafta nefis, diğer tarafta bilgi olduğunu düşünürsek, nefis yumağı ile ve bilgi yumağı ile uygulama yapmak demektir. İnsan duygularının ikna olduğu şeyleri gerçek bilir. Gerçek tecrübe aracı, duygulardır. Bu nedenle insan, deney vasıtasını (duyguyu), kıyas vasıtası olarak kullanma eğilimindedir. Aklını ve vicdanını kullanırken, nefsinin yönlendirmesinden etkilenmeye ve aldanmaya çok fazla müsaittir. Bu yanılmaya biz şeytana uyma, yolunu şaşırma, ön yargı, iğva vb deriz. 

Duygularımızı fark edip, negatif duygularımıza hakim olup, yanılmaya düşmemek için, şuur (kişilik) temizliği  yapmamız gerekir. Yani yaşamda karşımıza çıkan duygularımıza engel olmadan, onları fark edip, hangi bilgiyi vermek üzere ortaya çıktığını anlamaya, onu tanımaya ve negatif duyguyu kontrol altına almaya çalışmalıyız. Bu süreçte karşımıza vicdanımızın sesi çıkarsa, onu da dinlemek önemlidir. Şuur temizliği yaparken insan, yanılgıya düşmemek için, içsel benliğinden gelen uyarılarla karşılaşabilir. Bu uyarıları duymaya, hissetmeye, anlamaya çalışmalıdır. Hislerimiz, uygulama için gerekli olan pratik tesirleri almamıza yarayan  süzgeçtir. Fakat insan bu uyarıları da yanlış yorumlamaya meyillidir. Bunun nedeni de insanın sabırsız oluşu, erkenden bağımsız ve bilgiye hakim olma hırsıdır. Bu ön yargılamanın bir diğer nedeni de, insanın deneyim eksikliği nedeniyle, sahip olduğu bilginin de eksik oluşudur. Yani ön yargı ve peşin hükümler ile yanlış yorumlamalar yapılarak, yanlış davranış ve tutumlar sergilenmektedir. Fakat aynı zamanda, ileri aşamalardaki benzer olaylarda, tekrar aynı yanılgıya düşmemenin ilk eğitimlerini de vermektedir.

Yaşanan bir olayda verilmek istenen bilgiyi idrak etme sürecinde karşılaşılan yanılmanın (iğva, ön yargı, yolunu şaşırma, baştan çıkma, şeytana uyma vs) fark edilmesi en zor durumlardan biridir.

Olay fizikseldir, fakat önemli olan, olayın ardından ortaya çıkacak tesiri (bilgiyi) yakalayabilmektir. Bu nedenle, bir çok gözlemde bulunmamıza rağmen, gözlemlerin bize bilgi kazandırabilmesi için bilinçli hareket etmemiz gerekir. Her olayda, objektif kalıp, yanlış anlamaya sebebiyet vermemek için olayın sonuçlarını düşünerek, olayın farkında olmalıyız. Daha sonra tek tek hükümlerinizi bir araya getirip, derin bir sentez faaliyeti ile realiteye hakim olmaya çalışmalıyız. Hakim oluşun unsurları, her insanın kendi benliğinde yer almaktadır. Fakat dağınık, karışık ve düzensizdir, bu nedenle fark edilmesi kolay değildir.

Yanılgıya düşmemek için, hislerimizle, aklımızla, sezgilerimizle aldığınız bilgileri ve izlenimleri yorumlarken, ani yargılamalardan kaçınmak gerekir. Fakat bunları tamamen görmezden gelmek değil; onları bir kenarda tutup, olayın devamında, sonradan gelişen durum ve olayları gözlemlemede kullanmalıyız. Ani yargılama yapmamak için, kenarda tuttuğunuz kıyas bilgileri doğrultusunda, önümüze yeni olaylar, durumlar çıkacaktır. Ya da bize olmakta olanı görmeye başlarız, ama yine yargılama yapmamalıyız. Diğer bir değişle, olayın içinde kalmalı ancak, objektif olmaya çalışarak, ön yargımızın sürekli analizini yapmalıyız. Analizi yaparken, kendi ihtiyaçlarımızı, içinde bulunduğumuz çevrenin ( iş çevresi, sosyal çevre vs) ihtiyaçlarını gözden geçirmeliyiz. İnsan, yaşadığı olayın tesiri ile, kendisinin o olayda yakaladığı tesir arasında kalmaya çalışmalıdır. Bu tesir (İlahi Bilgi) akışı arasında insan, bilgiyi yakalamak için çabalayandır. İnsanın bu çabası, aslında bilgiyi yakalamak için bir yakarıştır. Aslında anlayabilenler için, ön yargı ve peşin hükümün birey tarafından fark edilmesi, bir kurtuluş müjdesidir. Olaydaki ön yargımızı fark ettiğimizde, bize verilmek istenen bilgiyi kabaca anlamaya başladığımızı fark edebiliriz. Ön yargı ile yanılgıya düşmekten değil, bu ön yargıyı ile yanılgıyı dikkate alıp, o doğrultuda hareket etmekten korkun. Bu korku, doğru yola yönelmeniz için, Ruhsal idare mekanizması tarafından, size (içsel benliğinizden gelen sezgi ve idrak kanalıyla) yardım gelmesine olanak sağlayacaktır. Olaylardan dalga dalga yayılan tesirler vasıtasıyla, aynen kıyıya çıkmaya çabalayan bir tahta parçasının, yavaş yavaş kıyıya doğru itilmesi gibidir. Atılmadan evvel, şüphesiz çalkantılı sularla dövülür. Kumsal ise, tahta parçası icin bir kurtuluştur. Bu gün insanlık, kumsala yaklaşan bir tahta parçası gibidir. Dalga dalga her an dövülüp, çalkalanmakta ve hırpalanmaktadır, fakat buna karşılık, adım adım kıyıya yanaşmaktadır. İnsan çalkantı içinde yuvarlanırken, dalgayı değil, kıyıyı gözetlemelidir. Çünkü dalga, düzenli kanunlarla, yukarıdan gelen  ve şiddeti ayarlanan rüzgarla idare edilmektedir. Tahta parçası ise, ne dalgaya, ne de suya karşı koyacak güçte değildir. Eğer tahta parçası, kendisine verilecek basınç ile itme gücünü daha fazla alabilecek kabiliyete ulaşabilirse, kıyıya daha hızlı ulaşabilecektir. Dalganın şiddetine ve rüzgarın hızına karşılık vermek önemlidir. İşte  tabiata uyum budur, bu Yaradan’a teslim olmaktır. Bu nedenle: “Bir eliniz yerde, bir eliniz gökte olsun.”

Konuyu biraz daha açmak gerekirse, yaşamda ihtiyacımız olan bilgi neyse, onu kazandıracak olaylarla karşılaşırız. Herhangi bir olayın sebebi (ya da sebepleri) bellidir. Olayın içerdiği gerçek bilgiyi bulabilmek önemlidir. Karşılaştığınız bir olayı tekrar düşünüp, izole ediniz. Bu olay bir sebebe bağlıdır, ve bir sonucu meydana getirecektir. Varsayalım ki, A olayı üç sebepten orataya çıkmış, tek bir sonuca bağlanmış. Burada olayı baştan sona adım adım düşünüp, kendi tutum ve davranışlarınızı, neden öyle davrandığınızı, başkalarının tutum ve davranışlarını tek tek analiz edip, değerlendiriniz. Olaylarda yaşadığımız duyguları fark edip, negatif duyguları kontrol altına alıp, o duyguya hakim olmaya çalışmalıyız. Bu süreçte kendinize karşı dürüst ve açık olunuz, kendinizin, duygu ve düşüncelerinizin farkında olunuz. Bunları kendinizden başka hiç kimse ile paylaşmak zorunda değilsiniz. Bu bize verilmek istenen bilginin idrakine varmak için yapılan bir egzersizdir. Ancak bu süreçte bizim gerçek bilgiye ulaşmamızı engellemek amacıyla içten ve dışarıdan olabilecek, ani yargı ve hükümlerden, yanlış değerlendirme ve yorumlamalardan kaçınmak çok önemlidir. Böylece, yaşadığımız olayların, bize vermek istedikleri bilgileri, sade ve bütün gücümüzle yakalamamız mümkün olabilir.

Olaylarda yaşadığımız duyguları fark edip, bize verilmek istenen bilgiyi yakalayamazsak, buna hakim oluncaya kadar, bu duygu dengemizi bozar.

Bu durumda bize verilmek istenen bilgiyi, bu doğrultuda karşımıza çıkan bu duyguyu tanıyıp, nedenini anlayıp, ona hakim oluncaya kadar, benzer olaylar yaşamaya, bazen farklı mekanlarda farklı kişilerle, bazen de aynı kişilerin yer aldığı bu duygu deneyini yapmaya devam ederiz. Tecrübe aracı insanın duygularıdır. Bunu kaba bir örnek ile ifade etmek gerekirse, aynı elbise veya kazağın farklı renkleri gibi düşünebilirsiniz. Renkler, değişmekle birlikte, her renk kişiden kişiye değişen farklı duyguları ifade eder, ancak elbisenin şekli değişmemiştir. Ayrıca bize bir olayla verilmek istenen bilgi ve içerik, her insana özgü olarak, ayrı ayrı düzenlenmiş olup, insan tarafından düzenlenmemiştir. Ruhsal idare mekanizmasının en önemli rollerinden biri, aynı A olayını, çeşitli mekanlarda, farklı şekillerde yaşamamızı sağlayarak, çeşitli bilgileri bize kazandırmaktadır. Burada insanın kudretli tarafı, duygularına yön verebilmesidir. Duyguların kendi arasındaki mücadelesini rahatlıkla takip edebilmesi, duygularını tanıyıp, farkına varıp, onları yönetebilmesidir. Yoksa duygularına hakim olmak, ona üstün gelmek gibi bir hal değildir. Çünkü o duygu, esasında tesir, yani ilahi bilgi deposudur. Bazen hissettiğimiz vicdani duygular, bu duygu depolarının hamleleridir.

Şiddetli ve ağır sınav denen, ıstıraplı haller, insana verilmek istenen bilginin alınamaması ya da bireyin bilgi karşısında oralı olmaması durumudur. Birey, kendi halini derin bir gözlem içinde tutamıyorsa, o, otomatik yaşıyor demektir. Otomatik yaşamak, kendisine gönderilen bilgilerin, yani tesirlerin farkını ayırt edebilecek bakış açısına sahip olamamaktır. O bireyde, kişilik temizliği çabası yok, şuur yüzeysel ve az çalışıyor demektir. Gerçek şuur faaliyeti, bireyin bilgiyi meydana getiren olay veya kişi ile değil, bize verilmek istenen bilgi ile ilgilenmek demektir. Bütün doğa olayları, bütün sosyolojik olaylar, psikolojik olaylar, Ruhsal İdare Mekanizması tarafından, insanlığın hayrı için meydana getirilmiş bir kurgudur. Ruhsal ataletimizi kırmak, vicdan ölçüleri içinde hareket etmeyi öğrenebilmemiz için, aslında bizim hayrımıza yapılan uyarılar ve yönlendirmelerdir.

Yukarıdan (Yaradan tarafından Ruhsal İdare Mekanizması aracılığı ile) bize (kendi yüksek benliğiniz yoluyla) verilmek istenen bilgiyi anlamak isteyen kişi, bu bilgi ile çok büyük bir sorumluluğu da üstlenir. Bunun için, Nefsiz (bencil olmayan, kendini düşünmeyen)   Sabır gerekir.

Sabrın en iyisi, nefsiz (bencil olmamak, sadece kendi çıkarını düşünmemek) sabırdır. Aklın en iyisi, nefsiz akıldır.

Dünya, nefis hayatı ile bezenmiştir. Öyle insanlar vardır ki, kendilerini bilmezler. Bunlar, sadece tabiatın oyuncağıdır. Öyle insanlar vardır ki, kendilerini bir yolda bilirler. Bunlar bu yolun oyuncağıdır. Fakat gene öyleleri vardır ki, bunlar her yerdedirler. Fakat sadece yukarının emrindedirler. Bunlar kendilerini, kalplerini,  ve ellerinin işini oyuncak diye vermezler.

Ruhsal Idare Mekanizması ile ilgili ayrıntılı bilgi icin

 

 

Yorumunuz?

34q, 0,768s